İsteme iki şak şak, önce aynaya bak! İngiltere’de şampiyonluğu kaybeden Chelsea, şampiyonluğu kazanan Manchester United’ı alkışladı ya... (Geçen sezon da Manchester United şampiyonluğu kaybetmiş, kazanan Chelsea’yi alkışlamıştı.) Bizim futbol ulemaları da Fenerbahçe şampiyonluğu garantileyince ortaya çıktı:
Efendim; Galatasaray da Fenerbahçe’yi alkışlasın!
Galatasaray böylece bir ilke daha imza atsın!
Galatasaray taraftarı fair play ruhuna uygun davransın!
İlk bakışta ne kadar masum istekler değil mi? Ama insana “Önce aynaya bak” demezler mi? Hadi onların yerine biz bakalım; “Ayna ayna söyle bana, ne olmuştu geçen yıllarda” diyelim ve madde madde dizelim:
Geçen sezon İzmir’de kupa finalinde Beşiktaş, Fenerbahçe’yi yenmişti. Fenerbahçeli futbolcular yöneticilerin de talimatıyla kazananı kutlamadan kaçarcasına soyunma odasına gittiler. Yine yöneticilerin talimatıyla törene çıkmadılar, ikincilik madalyalarını bile almadılar.
Şükrü Saracoğlu Stadı’nda Mondragon’un ayağının dibinde ses bombası patlatıldı, az daha kulak zarı patlayacaktı.
Yine Kadıköy’de Gerets’in kafası yarıldı.
Aynı yerde Başkan Özhan Canaydın’ın koro halinde annesine selam gönderildi!
Adnan Polat’a burnunun dibinden küfürler yağdırıldı.
Hasan Şaş, soyunma odasına giden tünelde yumruklandı.
Açılan iğrenç pankartlar, Şükrü Saracoğlu’ndaki maçlara giden taraftarlara atılan idrar dolu torbalar, oturacakları koltuklara koyulan çürük yumurtalar, dışkılar.
Aynanın saydıkları bu kadar şimdilik. Daha bir sürü olay var.
O zaman bunu “Kazanmak için her yol mübahtır” mantığına bağlayan bir kısım medya yazarına bu yüzden şaşırıyorum şimdi.
Ne zaman Ali Sami Yen’de maç var; “Efendim dostluk, fair play” zırvaları.
Ne zaman Kadıköy’de maç var; düşmanlık had safhada.
Bu arada bilmeyenlere bir de hatırlatma.
Galatasaray, Frankfurt’ta Süper Kupa’yı kaybettiğinde futbolcuları Beşiktaşlı meslektaşlarını saha içinde ayakta alkışladı. Yani Galatasaraylı duruşunun ne olduğunu kanıtladı.
Bu ise çok farklı.
Koltukları ısıtmakla, süper loca yapmakla, stada bak deyip hava atmakla olmuyor bu işler.
Saygı göstereceksin ki, saygı bekleyeceksin.
Sen Kadıköy’de ezeli rakibine yapmadığını bırakmayacaksın, Ali Sami Yen’de “alkışla” beni diyeceksin...
Ne ekersen onu biçersin.
Ama bu kadarı fazlaydı. Fazladan da öte futbola hiç yakışmadı.
Galatasaraylı diyerek kendilerine tribünleri dolduranların yaptıkları Galatasaraylılığa sığar mı?
Derler ki eskiler silah kullanmaya meraklı olanlara... “Karşısındaki ateş ederken iyi düşün. İki kurşun çıkar silahtan, biri karşındakine diğeri kendine.”
Galatasaray hem Şampiyonlar Ligi şansını kaybetti, hem de tarihte unutulmayacak kara bir iz bıraktı.
Yazık.
--------------------------------------------------------------------------------
Tek yol devrim
Galatasaray’ın kurtuluşunun formülü bu; tek yol devrim.
Devrim yapacaklar, aydınlığa koşacaklar.
Gerçi kötü giden her sezondan sonra biri çıkar ortaya “Beyler artık devrim zamanı” diye ama... Uygulanmaz pek. Ama bu kez uygulayacaklarmış; o kadar kararlılar yani.
Devrim kararı 15 Mayıs gecesi Florya’da alındı; yönetim kurulu toplantısında. Yöneticiler sordu, futbolun tek patronu yanıtladı. İşte devrimin maddeleri.
1- Gerets’le ortak bir noktada anlaşma sağlanacak ve kesinlikle gönderilecek.
2- Cihan, Orhan, Necati, Ergün’le yetersiz oldukları gerekçesiyle yollar ayrılacak.
3- Başkanın ve Adnan Polat’ın sürekli desteklediği Hakan Şükür’den destek çekilecek. Ve yumuşak bir geçişle yollar ayrılacak.
4- İliç, Tomas, Song, Carrusca ile konuşulup “Buraya kadar” denilecek.
5- Mongragon’dan indirim istenecek, maliyeti düşük olan İnamato ile (Yıllık 200 bin dolar) devam edilecek.
Kabaca böyle. Devamı da var.
Yeni teknik direktör bulunacak. Ama bu isim asla Ersun Yanal olmayacak.
Kalli de olmayacak... Kalli’nin yanına düşünülen Ertuğrul Sağlam ve Bülent Korkmaz da havalarda uçtukları gerekçesiyle alınmayacak. “Gönlüm yerli bir teknik direktörde” demesine rağmen Polat, yabancı bir teknik direktörle anlaşacak.
Biri sağa biri sola iki savunma adamı, orta sahaya bir türlü bulunamayan bir lider oyuncu ve çok önemli bir golcü futbolcu hangi koşul olursa olsun alınacak.
Yani o gece (15 Mayıs) takımı baştan sona değiştirecek devrim için start verildi...
Ben devrimleri severim, ama uygulanırsa...
Son bir uyarı.
Bu devrim oldu oldu; olmazsa ihtilal var kapıda ona göre.
--------------------------------------------------------------------------------
Kalli yetmez, Derwall gelsin
“Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz!”
Buradaki Abbas, Gerets yani. O yüzden bırakın artık “Gidecek mi, kalacak mı?” sorularını sorup durmayı birbirinize.
Sözleşme imzalamış, tazminatı varmış, yeni sezon için planlar yapıyormuş; aldırmayın, hepsi hikaye.
Şimdi yerine kimi getirecekler; ona bakın siz. Bakarken gülmeyin ama. Şimdi gündeme getirilen ilk ismi yazıyorum. Gerçek bu; dalga geçmiyorum: Karl Heinz Feldkamp. Yani Kalli.
Kimsenin yaşıyla işimiz yok. Kıyaslamam için kusura bakmayın ama; Özhan başkanın kendisinden yaşlı birini mi acaba?
Yaşlılığı bir yana; kalbinden sorun olduğu da biliniyor ayrıca. Yazarken bile gülmemek için zor tutuyorum kendimi. Bu gülme tamamen sinirsel tabii! Oldu olacak hasta yatağındaki Jupp Derwall gelsin bari... Hem daha da tecrübeli!
Şampiyonluğa rağmen Lucescu’yu yolla.
Fatih Terim’i önce kolla, sonra arkasında durma.
Gheorge Hagi’ye dayanama.
Şimdi de Erik Gerets’te sıra.
Ve emeklilik günlerini yaşayan, hastaneden kalan zamanlarında evinde çiçek sulayan Kalli’yi getirmeyi planla.
Şaka gibi!
--------------------------------------------------------------------------------
Hep kaybet taktiği
Galatasaray yönetiminin teknik direktör taktiğini anlayan varsa etrafınızda alnını karışlayın bi zahmet!
Ben anlamadım!
Bana da anlatırsanız sevinirim ayrıca.
Anlayabildiğim kadarıyla bu “hep kaybet” taktiği!
Gerets’i yalvara yakara getirmediler mi? Getirdiler.
İlk geldiği sezon şampiyon olmadı mı, oldu.
İstediği transferleri yapmamanıza rağmen ligde bu sezon yine de en iyi futbolu Galatasaray’a oynatmadı mı; oynattı!
Sezon bitmeden gelecek sezon için de sözleşme imzalatmadınız mı; imzalattınız.
Peki şimdi bu gönderme kararı ne?
Sözleşme imzalamasaydı eğer; ceketini alıp gidecekti. Şimdi eline çil çil Euro sayacaksınız. Bunun mantığını lütfen çıkıp da anlatır mısınız?
Başkana veya akıl hocalarına, hatta yöneticilere sesleniyorum. Kendi işyerinizde, fabrikanızda paraları böyle har vurup, harman savuran, “Hep kaybet” taktiğini uygulayan bir genel müdür olsa ne yapardınız?
İnsanın aklına “bunun başka nedenleri mi var acaba” sorusu geliyor ya neyse!
Gerets gelecek sezon Alpler’de veya Kanarya adalarında en pahalısından Fransız şarabını yudumlarken uğrayın yanına. Size de bir kadeh ısmarlar; eminim bundan!
--------------------------------------------------------------------------------
Organize işler
Başlıktaki ifade bana ait değil; Adnan Polat’a ait.
Yanlış yazmadım, büyük harflerle açarak tekrarlayayım:
“DERBİDE YAŞANANLAR ORGANİZE İŞLERDİR.”
Devamını getirmedi. “Yaşananları gözden geçirin” dedi; Ali Sami Yen’deki son maçı da örnek gösterdi.
Ali Sami Yen’de derbiden önceki son maçta iki yerden sahaya pet şişe atılmış, atanların etrafındakiler hemen duruma müdahale etmişlerdi. Bunu hatırlatmak istedi. Peki derbide neden yangına körükle gidilmişti?
Derbide maçtan önce polis - taraftar olaylarını tedirgin gözlerle izledi Polat. İzlemekle yetinmedi. Herkesin televizyondan izlediği gibi yanındaki yetkili bir polise olayların nasıl bitirilebileceğini anlattı. Buna ben şahidim hemen yanıbaşındaydım. Aynı zamanda Lig TV’de canlı yayında da bunları anlattı. Polat “Polis oradan çıkarsa kavgalar biter” dedi hatırlarsanız.
Şimdi bunu görmezden gelerek olayların arkasında Polat’ın olduğunun ileri sürülmesi hem komik hem de vicdansızlıktan başka bir şey değil mi?
Peki kim vardı perde arkasında...
Ayrıca kapalı tribünde, açık tribünde maçtan önce hiç tanıdık olmayan simaların gruplar halinde ortaya çıktığı tespit edilmiş durumda.
Adnan Polat da bunu da araştırıyordur şimdi.
Olayları yaptıranların organize çalıştıkları görüşünde sanıyorum. İz üzerindeki Polat yarın bir gün olayları planlayanları isimleriyle tek tek açıklarsa şaşırmayın hiç.
Şaşırtıcı isimler olabilir. Kulağıma geliyor. Muhalefete yakın isimlerin olduğu tek tek tespit ediliyor... Hatta emniyet birkaç ismi evinden almış bile... Üzülerek söylüyorum “kulüp içinde muhalefet” denen bazı kişilere uzanıyor şimdilik. Umarım isimler Polat’ın düşündüğü gibi değildir!
--------------------------------------------------------------------------------
Karizmanın tarifi
Efsane başkan Faruk Süren’in 17 Mayıs 2000’de kazanılan UEFA kupasının 7. yıldönümü nedeniyle verdiği yemekte 19 kişi vardı.
O günün yöneticileri, Fatih Terim ve yardımcıları da oradaydı...
Anılar tazelendi, Kopenhag Parken Stadı’ndaki anılar anlatıldı.
Ancak Faruk başkanın sitemi vardı Özhan Canaydın’a, “Keşke bizler değil de başkaları da hatırlasa... Sanki kabahat işledik” dedi.
Faruk Süren’in ligdeki üçüncülük muhabbetine ilginç bir yaklaşımda bulundu:
“Zaten üç takım yarışıyor, sen üçüncüysen sonuncusun demektir!”
Giyimiyle, kuşamıyla, tavırlarıyla, olaylara yaklaşımıyla liderlik vasfından hiçbir şey kaybetmeyen Faruk başkana bir kez daha hayran kaldı herkes...
Karizma diye buna deniyor demek ki; sonradan kazanılmıyor ne yazık ki.
Bahri Havadır - Akşam