SARIKIRMIZIYIZ.BiZ - Galatasaray Taraftar Forumu
Duyurular: Sitemiz yayına başladı - 21.05.2007  - Logo tasarımı ve katkıları için GulTunc'a teşekkür ederiz... 
SARIKIRMIZIYIZ.BiZ Araç Çubuğunu Yüklediniz mi?
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Eylül 03, 2010, 12:53:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kıssadan hisseler ( ders alınacak güzel anlatımlar )  (Okunma Sayısı 2424 defa)
cimbom-idris
Yeni Açık
****
Mesaj Sayısı: 265



Üyelik Bilgileri
« : Mart 25, 2008, 16:17:59 »

* Biraz uzunca bir kıssa ama okumaya değer !!

Haydi dostlar başlayalım .

Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür.

Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer.

Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.

Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

-Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

-Akşam garip bir rüya gördüm.

-Hayırdır inşallah?..

-Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

-Nasıl yani?

-Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola.

Görünen o ki padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir.

Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır.

Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır.

İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar:

-Kimdir bu?

Ahali

-Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!..

-Nerden biliyorsunuz?

-Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.

Bir başkası tafsilata girer:

-Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar Çarşısı'nda çalışır.

Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar.

Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine..

Hele yaşlının biri çok öfkelidir:

-İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş
mu?..

Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbil-i kıyafet mollalar

kalırlar mı ortada!.. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser:

-Nereye?

-Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

-Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle

veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlamak gerek.

-İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.

-Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

-Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

-Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.

-Aman efendim, nasıl kaldırırız?

-Basbayağı kaldırırız işte.

-Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini,
telkini...

-Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.

-Şurada bir mahalle mescidi var ama..

-Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

-Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...

-Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem.

Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...

Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur.

Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar

ki, naaş ayan beyan güzelleşir sanki.

Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü sakilere benzemez.

Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında.

Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza...

Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar.

Ama namaz vaktine hayli vardır daha...

Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

-Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...

-Nasıl yani?..

-Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir

belki hanımı vardır, belki yetimleri ?

-Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya

koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.

Kapıyı yaşlı bir kadın açar.

Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

-Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı?

Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.

Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...

-Biliyor musun oğlum?

Bizim efendi bir alemdi, vesselam...

Akşamlara kadar nalın yapar..

Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin;

elindekini avucundakini verir satın alırdı.

Sonra getirip dökerdi helaya!..

-Niye?

-Ümmet-i Muhammed içmesin diye...

-Hayret...

-Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.

-Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.

Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek...

O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara...

Mızraklı ilmihal. Huccet-i İslam okurdum...

-Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...

-Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi.

Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi.

Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...

-Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

-İşte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün:

-Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü
belleyecek, inan cenazen kalacak ortada...

-Doğru, öyle ya?..

-Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı bahçeye.

Ama ben üsteledim, iş mezarla bitiyor mu, dedim.

Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

-Peki o ne dedi?

-Önce uzun uzun güldü, sonra:

-Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne ! !


Ellerimle tutuyorum artık hayatı...

Yakalamaya çalışıyorum, zindan ettiğim zamanı..

Artık herşey farklı olacak..

Eski ben'le karşı karşıyasın..

İster ağla,

ister sevin;

Sana inat yaşayacağım bu hayatı.......



** Nasıl buldunuz !?

Özel ve güzel değil mi !?

Gözler her zaman oluşanı görür ama görünenin içinde sakladığı gerçeği mutlak araştırmalı ve ondan sonra

karar vermeli !!

Molla kıyafetinde ki iki insanın gerçekte molla olmadığı gibi !!

Hele önyargılarımız ile asla karar vermemeli !!

Sevgimle kalasınız ...




Her insan ayrı bir çiçektir ...
Kendisine has rengi ve kokusu vardır .....
******
Sevgi ve saygı görmek için ,
1 inci veya 2 inci olmamız gerekmez.
Kendimiz olmamız yeter....
Logged

Her  insan ayrı bir çiçektir.
Kendisine has rengi ve kokusu vardır ...
**
Sevgi ve saygı görmek için 1inci veya
2inci olmak gerekmez .
Kendimiz olmak yeter.....
cimbom-idris
Yeni Açık
****
Mesaj Sayısı: 265



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Ekim 30, 2008, 10:42:28 »

Bu sabah sizlerle 3 anlam yüklü öyküyü paylaşmak istiyorum .


Kavak Ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.

Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş.

Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da

aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.




2. Hikâye


En iyi Buğday

Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.

-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,

-Neden olmasın, dedi çiftçi.

-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.

Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.

Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.


2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder.

Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.


3. Hikâye


Geleceğini biliyordum…

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.

İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.

Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,

-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.

Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.

Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında

arkadaşına ulaştı.

Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı.

Siperdeki diğer arkadaşı;

-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…

-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.

Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…


3. Ders:

Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.


* * * Şimdi sırada bir atasözü var .

''Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır.

En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.

Afrika Atasözü


Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar.
Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer.
Ancak öykünün uzun olması değil, içeriğinin anlam yüklü  olması önemlidir.



sevgimle kalasınız .
Logged

Her  insan ayrı bir çiçektir.
Kendisine has rengi ve kokusu vardır ...
**
Sevgi ve saygı görmek için 1inci veya
2inci olmak gerekmez .
Kendimiz olmak yeter.....
cimbom-idris
Yeni Açık
****
Mesaj Sayısı: 265



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Aralık 29, 2008, 13:09:06 »

RESMİN TAMAMINI GÖRMEDEN , ASLA !

Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış.

Cocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamalari için onları bu konuda eğitmek istemiş.

Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.

Ilk oğlan kışık gitmiş, Ikincisi Ilkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda.

Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş.

Ilk Oğlan ; Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi.

Ikinci oğlan ; Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.

Üçüncü oğlan ; başka fikirdeydi .Çicekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.

Sonuncu oğlan ; hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.

Yaşlı adam oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi.

Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.

Onlara bir Ağacı veya bir insani kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı.

Ya da neye sahip olup olmadıklarını .....

Gerçekleri ancak sonunda ,4 mevsimi gördükten sonra farkedebilirsiniz ..

Eğer kışın vazgeçersen, Ilkbaharın nimetinden olursun, yazın güzelliğinden ve sonbaharın

bütünlüğünden de...

Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı bir mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın ....

Sevgimle kalasınız ...

Logged

Her  insan ayrı bir çiçektir.
Kendisine has rengi ve kokusu vardır ...
**
Sevgi ve saygı görmek için 1inci veya
2inci olmak gerekmez .
Kendimiz olmak yeter.....
cimbom-idris
Yeni Açık
****
Mesaj Sayısı: 265



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Şubat 18, 2009, 12:15:20 »

Yaşam …..

Bu kıssa hoşunuza gidecek . ders içinde ders ....

dede ile torunun ( Dedem Abdullah ile torun  İdris gibi ) kısa ama anlam yüklü sohbetini  okumaya başlayalım ...


Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı,nur yüzlü dedesine merakla soruyor :

"Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?"

Dede tatlı bir gülücükle:

"Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince

torun:

"Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" der.

Dede:

"Evet yavrum. ömür, namazsız  ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye cevap verir.

Torun yeniden sorar:

"Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu nedemek açıklar mısın?"

Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:

"Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu.çocuğun kulağına ezan okundu değil mi?

işte oezanın namazı kılındı mı?

Kılınmadı.

O ezan "Namazsız ezan"dı.

 insan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur.

O da "Ezansız namaz"dır.

Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına.

"Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir.

Boşa vakit harcama!" uyarısını  yapıyordu o ezan.

İşte yavrum EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR.

Sakın boşa  geçirme. Güzellikler üret , ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefeslik zaman  bile boşluk bırakma!"



* * * *  Kıssa ve hisse !!

Alındı değil mi !?

Sevgimle kalasınız ...

cim bom idris  ....
Logged

Her  insan ayrı bir çiçektir.
Kendisine has rengi ve kokusu vardır ...
**
Sevgi ve saygı görmek için 1inci veya
2inci olmak gerekmez .
Kendimiz olmak yeter.....
cimbom-idris
Yeni Açık
****
Mesaj Sayısı: 265



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Şubat 22, 2009, 13:24:46 »

Ben hangisini daha iyi beslersem ...

Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede

birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı.

Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli

o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.

Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt

köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu

düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin

neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.

O merakla, sordu dedesine:

Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

- "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."

- "Neyin simgesi" diye sordu çocuk.

- "İyilik ile kötülüğün simgesi.

Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur.

Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.

Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa, kazananı da olmalı' diye

düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

- "Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

- "Hangisi mi evlat?

Ben, hangisini daha iyi beslersem!"


* * * Bu hikayeyi kardeşim Nail Kulaçoğlu (53 yaş )İzmir'den göndermiş .

Kıssadan hisse alındı değil mi !!

sevgimle ...
Logged

Her  insan ayrı bir çiçektir.
Kendisine has rengi ve kokusu vardır ...
**
Sevgi ve saygı görmek için 1inci veya
2inci olmak gerekmez .
Kendimiz olmak yeter.....
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

SARIKIRMIZIYIZ.BiZ & 2007

Galatasaray

Clicky

kurallar                 SARIKIRMIZIYIZ.BiZ araç cubugu                hicbitmeyenhikayeler.com              Online DVD Kiralama

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM